Üniversite sınavında başarı için yeni bir anlayış

İnsanlar, özellikle de gençler farklı tarzlarla öğrenir, farklı şekillerde iletişim kurar.

Ancak söz konusu olan üniversite sınavları ve bu sınavlara hazırlık süreci olduğunda karşımıza bir Türkiye gerçeği çıkıyor. Çoktan seçmeli bir sınav ve “dershane tipi” öğrenme süreci.

Tüm zamanların önde gelen yönetim uzmanı olan Peter Drucker “Kendini Yönetmek*” başlıklı ünlü makalesinde öğrenme biçimlerine ayrıntılı olarak değiniyor. Drucker, bireylerin iletişim kurma biçimlerini dinleyici, yazar, konuşmacı, okur gibi sınıflara ayırıyor. Bireylerin kendi tarzlarında öğrendiklerinde ve iletişim kurduklarında yüksek başarıya ulaştıklarını, kendi tarzlarının dışına çıkmaya çalıştıklarında ise başarısız olduklarını vurguluyor.

Bu makaleyi dikkatle incelediğinizde ve Türkiye’deki “dershane” tipi üniversite sınavlarına hazırlık sürecini dikkate aldığınızda; maalesef ki, sadece belli öğrenme tarzına sahip öğrencilerin üniversiteye hazırlık sürecinde şanslı olduğunu görüyoruz.

Sistem iş başında öğrenen, konuşarak öğrenen, ekibin bir parçası veya lideri konumundayken öğrenen gençleri değil; masa başında öğrenen gençlere fırsat tanıyor. Farklı becerilere sahip gençler, kendilerini daha çok zorlayarak veya kendi alanlarındaki gelişimlerine ara vererek üniversite sınavlarına hazırlanıyor.

Türkiye’de herkes sınav sisteminin ve hazırlık sürecinin sorunlu olduğunun farkında. Dershaneleri kaldırarak bu anlamda önemli de bir adım attık. Ancak bunu yaparken, aynı anda eğitim zihniyetini değiştirmediğimiz için, liselerimizi bahçeli dershanelere dönüştürdük. Sorunu belki de daha da derinleştirdik.

Gelişmiş ülkelerin benimsediği zihniyete bakınca; üniversiteye giriş yolunun çeşitlendirildiğini görüyoruz. Genel sınavlar, yetenek sınavları (sadece sanat bölümleri için değil), spor ve sanat bursları, proje ödevine dayalı kabul sistemleri bir arada ve yaygın şekilde kullanılıyor. Bu sayede konuşarak, yaparak, uygulayarak öğrenen gençler göz ardı edilmemiş oluyor.

Makro düzeyde yapabileceğimiz sınırlı, değişim adına önerilerimizi ulaştırsak bile Türkiye’de zihniyet değişiminin sağlanması ve reform kapasitesinin gelişmesi birkaç kuşak sürebilir.

Bununla birlikte biz kendi evimizde yani Tink’te değişim için kollarımızı çoktan sıvadık. Tinksmart ile öncelikle öğrencilerin yeteneklerini ve öğrenme biçimlerini, gelişimlerini ve ihtiyaçlarını ölçüyoruz. Nitelikli ve deneyimli öğretmenlerimizin sağladığı üst düzeyde eğitimi, proje tabanlı öğrenme, akran eğitimi ve sınıf için uygulamalı eğitim çerçevemiz ile pekiştiriyoruz. Böylece yaparak, konuşarak, liderlik ederek öğrenen gençlerimizi de sistemin içine güçlü bir şekilde katıyoruz.

Tink’te eğitim gören her bir öğrenci, kendi yetenekleri ve öğrenme biçimi çerçevesinde üst düzey bir sınav başarısı için hazırlıyoruz. Tink eğitim ekosisteminin daha yaygın şekilde benimseneceği bir üniversiteye hazırlık sürecinin de Türkiye’nin eğitimdeki başarısını ve öğrencilerimizin bu alandaki motivasyonunu artıracağına inanıyoruz.

* Peter Drucker; Kendini Yönetmek (Managing Oneself);https://lean.org.tr/kendini-yonetmek-peter-drucker/